24 Mart 2006

Marka olmak önce kendine güven ister

Marka olmak önce kendine güven isterGeçtiğimiz günlerde yayınlanan Aydın Demirer ve Özgür Aydoğan'ın ortak çalışması "Huzurlarınızda Spor Anadol" adlı kitap "Türkiye'den dünya markası çıkar mı?" tartışmalarına önemli bir katkı sağlıyor. Türkiye'nin ilk dünya markası adayı Anadol'un yükselişi ve düşüşünü anlatan kitap, tüm üst düzey yöneticiler, pazarlama yöneticileri, Ar-Ge ekipleri ile pazarlama ve yaratıcılık konusuyla ilgilenen herkes tarafından okunmalı...

Yazıda adı geçen otomobillerle ilgili fotoğraf galerisine buradan ulaşabilirsiniz>>

Güventürk Görgülü
1 Şubat 2006
- Belki dikkatinizi çekmiştir, bir süredir "bu topraklardan küresel marka çıkar mı" diye bir tartışma uzayıp gidiyor. Kimi çıkar diyor kimi çıkmaz, kimi de ha çıktı ha çıkacak diye bekliyor. Türkiye'den elbette yerel marka çıktığı gibi küresel marka da çıkar, ama geçen yazımızda da sözünü ettiğimiz gibi yeni fikirler aramak ve kendine güvenmek konusundaki temel eksiklerimizi gidermek kaydıyla...

Anadol kitapGeçtiğimiz günlerde tam da bu konularla ilgili, yenilikçi araştırmaların ve kendine güvenin kişileri, kurumları ve ülkeleri nasıl başarıya taşıyabildiğini, tam tersi bir eğilimin; yenilikçi fikirlerden uzaklaşmanın ve kendine güvensizliğin ise başarısızlığa ve bağımlılığa nasıl kapı açtığını anlatan bir kitap yayınlandı. Pazarlama ve ürün geliştirme alanlarıyla ilgilenen herkesin okuması gereken bu kitabın adı; "Huzurlarınızda Spor Anadol". Dünya Gazetesi editörlerinden sevgili dostumuz Aydın Demirer ve genç gazeteci arkadaşımız Özgür Aydoğan'ın birlikte kaleme aldıkları kitap, son derece akıcı bir roman üslubuyla Koç'un otomobil macerasını, Nahum Ailesi'nin otomotivle örülü öyküsünü Otosan'ı, Anadol'u, Spor Anadol'u, Böcek'i ve hiçbir zaman seri üretim şansı bulamayan "harika otomobil" Çağdaş'ı anlatıyor. Kitabı okuyup bitirdiğinizde üretim odaklı sanayiden tasarım odaklı sanayiye doğru koşar adım ilerleyen Türkiye otomotiv sektörünün bağımsız bir marka yaratmanın eşiğine gelmişken nasıl vazgeçip geri adım attığını, cesaret ve güven eksikliğinin nelere mal olabileceğini öğreniyorsunuz.

Uğraşmayın beceremezsiniz!
1928 yılında Bernar Nahum'la başlayan öykü, 1943'te Vehbi Koç ve Bernar Nahum'un yollarının kesişmesiyle bizi doludizgin Türkiye'de seri olarak üretilen ilk otomobile yani Anadol'a taşıyor.
1960'lı yıllarda Ford kamyonlarını üreten ve bir Türk otomobili üretme hayalini kuran Koç Ailesi'nin ve Otosan ekibinin sac kalıp maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle sürekli bir alternatif aradıklarını görüyoruz. Lütfen dikkat! Burada anahtar sözcük elbette "aramak". Bir yenilik aradıkları için bu yeniliği kısa sürede buluyorlar. İngiltere'nin efsanevi otomobili RebelRebel'in üreticisi Reliant'ın otomobil karoserinde sac yerine o yıllarda yeni keşfedilen fiberglası kullandığı öğrenilince Reliant'ın know-how'ıyla ilk Türk otomobili fiberglas olarak banttan çıkıyor. Bu arada Ford gibi bir dünya otomotiv devinin Otosan yöneticilerine "otomobil üretmeye uğraşmayın beceremezsiniz" üslubuyla başlayan baskılarının iş ciddiye bindiğinde nasıl sertleştiğini, Reliant'ın Anadol modelini başka ülkelerde de uygulamak istemesine karşılık Ford'un hükümetler düzeyinde baskı yaparak otomobil üretimini engellediğini, Yeni Zelanda'da prototip olarak üretilen bir kaç Anadol'un hala bu ülkenin yollarında olduğunu, Türkiye'deki mevzuat engellerinin Ford'un baskılarını solda sıfır bıraktığını, o yıllarda Türkiye'de hiç bilinmeyen "know-how" kavramının Otosan'ı nasıl uğraştırdığını yine kitaptan öğreniyoruz.


ilk üretilen Anadollardan biri şu anda Koç Müzesi'nde sergileniyor.

Tasarım mucizesi
Kitabın ilerleyen bölümlerinde ise meselenin asıl can alıcı tarafına yani "otomobil tasarımına" geliyoruz ve Türkiye'de tasarlanan ve seri olarak üretilen ilk Türk otomobili STC-16 (Sport Turkish Car), halk arasında bilinen adıyla "Spor Anadol"un nefes kesici öyküsünü öğreniyoruz. Anadol'un yurtdışında tasarlanması ve Reliant'ın desteğiyle üretilmesi nedeniyle "Türk otomobili yapamadınız" eleştirilerinin önünü kesmek isteyen Otosan, bir Türk otomobili için kolları sıvıyor. Fakat yeni otomobilin Anadol'a da rakip olması istenmediği için bir spor otomobil üretilmesine karar veriliyor ve böylelikle Spor Anadol macerası başlıyor. Erdoğan Gönül yönetimindeki Otosan'ın Mamul Geliştirme Bölümü'nün olağanüstü çabalarıyla tasarlanan ve tüm Otosan ekibinin özverili çalışmalarıyla hayata geçirilen proje 8 ay gibi dünyada görülmemiş bir hızla tamamlanarak 1973 yılı Nisan ayında caddelerde boy göstermeye başlıyor.


STC-16 Sport Turkish Car, nam-ı diğer; Spor Anadol...

Türkiye'deki ekonomik konjonktürün iyi olmaması, döviz sıkıntısı, ithalat kotaları vb. engellere bağlı olarak iç talep yetersizliği yanında hükümetin de spor otomobil gibi projeleri "fantazi" olarak görerek soğuk bakması, Uluslararası fuarlarında hayli ilgi gören, ABD pazarından bile sipariş alan, Lübnan'a yapacağı ihracat bu ülkede başlayan iç savaş nedeniyle gerçekleşemeyen STC-16'nın seri üretimi çok uzun sürmüyor. Ancak Anadol projesinin yarattığı ivme ve Otosan Mamül Geliştirme Bölümü'ne verilen destek, STC-16'nın yanı sıra dünyanın ilk "Beach Buggy"si olan Böcek'in tasarımına, Mazda'yı Mazda yapan Wenkel Motor'un Türkiye'de de geliştirilmesine ve dönemin her açıdan en gelişmiş toknolojisine sahip "Çağdaş"ın tasarlanmasına olanak sağlıyor. Jan Nahum, Klod Nahum, Eralp Noyan, Necdet Oral, Kadri Nişel, Zeki Diker, Ekber Onuk gibi isimler Otosan'ın bu "yaratıcı" dönemine damgalarını vururken bugün ortağı olduğu tersanede yerli tasarım hücumbot üretimini sürdüren Ekber Onuk STC-16 tasarımındaki mucizeyi şöyle anlatıyor: Anadol STC "Şu anda bile 8 ayda dünyada böyle bir arabayı (STC-16) ortaya çıkartacak ekip yok. Bazı şirketlerin Ar-Ge bölümlerine girip çıkıyorum, bir spor arabayı bugün çok ciddi bilgisayar destekli tasarımlarla iki yıldan önce imalata sokabilmiş şirket yok. Sadece 4-5 kişinin fiili görevde olduğu, 10-15 kişilik bir ekiple, bütün takımlarını, imalat kalıplarını, yani camın tasarımını, camın kalıbını, tekerlek jant kapağını... Otomobilin tasarımını lojistiğini, taşıt dinamiğini, hepsini biraraya getirip yapmak son derece sıra dışı bir şey. Dünya otomobil tarihini son derece iyi bildiğimi tahmin ediyorum, benim gözüme çarpmış bir şey değil."


Dünyanın ilk "beach buggy"si Türkiye'de tasarlanmış ve seri olarak üretilmiş Böcek'ti.

Mucizeden geri dönüş!
Peki sonunda ne oluyor? Spor Anadol ve Böcek üretiminden vazgeçen Otosan, Çağdaş'ı da üretmeme kararı alıyor ve Mamül Geliştirme'nin de kapısına kilit asıyor. Almanya'da üretimden kalkmak üzere olan Taunus kalıplarıyla modası geçmiş bir teknolojiyi Türkiye'ye transfer ederek 1985 yılında yerli Ford Taunus üretmeye başlıyor, böylelikle tasarım konusundaki birikimini hiçe sayarak Ford'un dümen suyuna giriyor ve Otosan için "başarısız yıllar" başlıyor. Fabrikanın tekrar tasarıma odaklanması ve yine yerli tasarım olan Ford Transit'in banttan çıkması için 2002 yılını beklemesi gerekiyor. Ama bu kez ortada ne Anadol var ne STC-16 ne Böcek, ne Çağdaş... Otosan artık otomotiv devi Ford'un bir parçası ve hem tasarımını hem de üretimini Ford adı altında yapıyor. Böylece Türkiye'nin global bir marka yaratma şansı yıllar önce kaçırılmış, Otosan'dan yıllar sonra kurulan Hyundai ile Kore'nin başardığını Türkiye başaramamış oluyor.


Tasarlandığı dönemin en yeni teknolojilerini barındıran Cağdaş hiçbir zaman seri üretime giremedi.

Bu şansı kaçırmanın nedenlerini ise Klod Nahum kitapta çok iyi özetliyor:
Bu nedenlerden ilki Türk otomotiv sanayiinin seçtiği yol; "Japonya ve Güney Kore otomobil sanayilerini taklit üzerine kurdular. Yaptıkları ilk modeller gerçekten de kötüydü. Ama zamanla işi geliştirdiler. Bugün geldikleri nokta ise ortada. Türkiye ise kopya değil, lisans yolunu seçti. Lisans yolunu seçtiğinizde de lisans veren şirket kendi çıkarlarını koruyor ve sizin önünüzü kesiyor."
Nahum kitapta babasının şahit olduğu oldukça ilginç bir anektodu da şöyle aktarıyor:
"Yabancıların o zamanlar babama söylediği, çok iyi hatırladığım bir söz vardı; 'sen yerli oranını ne kadar artırırsan artır, senden son civata için 500 sterlin alacağız' diyorlardı."

Nerede bu çılgın Türkler?
Anadol STCGörüldüğü gibi Aydın Demirer'in deyişiyle "bir kaç iyi adam" bir işi kafaya koyduğunda ve çalıştıklarında başaramayacakları iş yok. Yeter ki kendilerine güvensinler, yeter ki kendimize güvenelim.
Turgut Özakman'ın gündemdeki romanı "Şu Çılgın Türkler", hatırlayacağınız gibi Genel Kurmay Başkanlığı tarafından tüm Silahlı Kuvvetler personeline tavsiye edilmişti. Bence Aydın Demirer ve Özgür Aydoğan'ın Spor Anadol kitabı da en büyüklerden başlayarak tüm holdingler ve sanayi kuruluşları tarafından tüm üst düzey yöneticilere, pazarlama ve Ar-Ge bölümlerine tavsiye edilmeli, okunmalı, üzerinde konuşulmalı, tartışılmalı... Çünkü Anadol, Böcek ve Çağdaş için o dönemdeki olanaklarla "Çılgın Türkler'in" yaptıklarını okuduktan sonra bugünün global markalarına bakıp soruyorum "Nerede bu çılgın Türkler?"


Haberi paylaşın




____________________________________________________

Görüş ve eleştirileriniz için posta@portakalonline.com










Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.







Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle
yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

huseyın | 13 Ocak 2013 12:55

otosan stc 16yı yapan 5 gorunmez kahramlardan bırı olaraksıfırdanmadelve yurumesınde katkısıolam buyük ustadoganbodur eralnoyan ben huseyın şiddetoglu ahmet çifçi mehmetbulut tur türkıyededevrımden sonrayapılan2cıarabadır lutfenunutmayın

arif mehmet özçelik | 14 Ekim 2011 10:43

evet ''Nerede bu çılgın Türkler'' sorunuza basit bir cevap Mehmet TAŞANYÜREK kimdir evet o bir TÜRK ve uzun.... neyse gerisini siz araştırın (Ferrari ondan sorulur) hadi küçük bir ip ucu verdim

xmann | 23 Ağustos 2007 17:45

yazik olmus gercekten. bugün italyan ,fransiz ve amerikanlarin demode arabalarini kullanmak Türk halkina revami ?
fransa ya giderseniz görürsünüz yollarda hep fransiz arabasi var.bu ekonomiyi canlandirmak demektir.ben söförüm aklim bu kadar eriyor.bizm akililar bunu anlayamiyormu.100 000 000 türk bekliyor ne zaman orginal türk arabasi yapilacak ?

Tarkan ustael | 1 Ağustos 2007 13:23

Bu adamların heykelini dikmek lazım ama heykelden de anlayan millet değilizki. Benbe Etox'tasarlayıp prototipini ürettim ama anlayan nerde. yazık bizler nasıl olsa ekmek yeriz ama olan memlekete oluyor.

Pazarlama danışmanı ne yapar?

Pazarlama danışmanı ne yapar?Satışlarınız düşüyorsa pazarlama bölümünüzün veya satış ekibinizin satışları artırmak için yapabileceği pek az şey vardır. Oysa size dışarıdan bakan bir pazarlama danışmanı, doğru tekniklerle kaybettiğiniz pazarı size kazand

Sosyal Medya ve Markalar araştırması yayınlandı

Sosyal Medya ve Markalar araştırması yayınlandıÖn sonuçları 11 Mayıs'ta Bilgi Üniversitesi'nde gerçeklextirilen İçerikle Pazarlama Konferansı'nda paylaşılan Sosyal Medyada Markalar konulu araştırmanın sonuçlarını e-kitap olarak indirebilirsiniz.